ŞİİRİ, ŞARKISI SEVİLEN, ŞAİRİ BİLİNMEYEN…

Edebiyatımızda bazı bilinmezlikler, ya da geri planda kalmak durumları söz konusu olur. Severek dinlediğimiz şiirler ve şarkı sözleri vardır, lakin bu sözlerin kime ait olduğunu bilmeyenimiz çoktur. Şairlerimizi tam anlamıyla tanımamaktan kaynaklanan bir durumdur bu. Nitekim düzenli bir şekilde okuma alışkanlığımızın olmayışı da burada önemli bir sebep teşkil eder. Buna misal bir çok ünlü kalem şairimizin eserleri şarkı ve türkü olarak bestelenmiş bulunmaktadır. Bugün önemli bulduğumuz iki eseri burada zikrederek bu vesile ile kulaklarımızın duyduğu bu şarkıları, aynı zamanda şiir olarak da göz zevkimize tekrar sunmuş olacağız.

Bugün ele alacağımız iki şarkının sözleri büyük şairimiz Bekir Sıtkı Erdoğan’a aittir. Bekir Sıtkı Erdoğan gerçekten de güçlü bir şairimiz olarak edebiyatımızda yerini almıştır. Kara Harp Okulunu bitirmiş bir süre orduda görev yapmış asker kökenli bir şairimizdir. Müteakip Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya fakültesinden mezun olmuş ve farklı okullarda edebiyat öğretmenliği de yapmıştır.

Edebiyatımızın en saygın dergilerinde şiirleri yayınlanan şairimizin bir çok eseri de şarkı olarak bestelenmiştir. Ayrıca 1973 yılında Cumhuriyetimizin 50. yılına yazdığı şiir ödül almış ve “50. Yıl Marşı” olarak da bestelenmiştir.

İki dörtlüğü şarkı olarak bestelenmiş “Hancı” eseri, aynı zamanda edebiyatımızın demirbaş şiirlerinden de biridir. Şiir yorumcuları albümlerde, sahnelerde bu şiiri de çok zaman seslendirmişlerdir.

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş..
Aman karanlığı görmesin gözüm,
Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş..

Sıla burcu burcu ille ocağım…
Çoluk çocuk hasretinde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur başucuma sor yavaş yavaş..

Güç bela bir bilet aldım gişeden,
Yolculuk başladı Haydarpaşa ‚dan…
Hancı, nolur, elindeki şişeden
Bir kaç yudum daha ver yavaş yavaş..


Ben o gece hem ağladım hem içtim,
İki gün diyardan diyara uçtum
Kayseri yolundan Niğde’yi geçtim,
Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş..

Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim çekinme, doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş..

Bende bir resmi var yarısı yırtık,
On yıldır evimin kapısı örtük…
Garip bir de sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş…

İşte hancı! ben her zaman böyleyim
Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim
Şu benim hesabı gör yavaş yavaş…

Şarkı severlerin, “Kara gözlüm, efkarlanma gül gayrı” başlangıcı ile tanıdıkları, “Kışlada Bahar” başlıklı şiir gerçekten güzel bir eserdir. Tabiata gelen bahar, bütün yüreklere bir yenilik katarken, bu umut duygusu kışlaya yani askerlerimizin yüreğine de düşer. Mehmet’in askerden yavuklusuna gönderdiği şiirsel bir mektuptur bu adeta.

Nitekim askerlik müessesesi milletimizin bir onur ve ailevi meselesidir. Her aile bu özlemi, bu hasreti, bu yol bekleyişi özünde hisseder.
“Bir Zaman” söylenen bu özlem mektubu şarkı, artık “Her Zaman” dinlenen bir asker nağmesidir:

Kara gözlüm, efkarlanma gül gayrı!
İbibikler, öter ötmez ordayım.
Mektubunda diyorsun ki: ‚Gel Gayrı!‘
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.

Ah çekerim resmine her bakışta
Bir mahzunluk var o boyun büküşte
Emin ol ki, her sigara yakışta
Sanki, duman tüter tütmez ordayım…

Mor dağlara, karargahlar kurulur
Eteğinde bölük bölük durulur
On dakika istirahat verilir
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım!..

Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde
Sabır, sebat etmez gönül yurdunda
Akşam olur, tepelerin ardında,
Daha güneş batar batmaz ordayım…

Aramıza dağlar girmiş koskoca
Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce
Bir gün değil, beş gün değil, her gece
Yatağıma yatar yatmaz ordayım..

Bahar geldi, koyun, kuzu koklaştı
İki aşık, senelerdir bekleşti
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
Vatan borcu biter bitmez ordayım..