BURUK SESLİ BARAK TÜRKÜLERİ “Ve Ezo Gelin”

Ve “Bir ay doğar ilk akşamdan geceden” farklı bir türkü olduğu gibi, ilk kıtası ile, meşhur “Beymayıl” barak havası olarak da okunur:

Ozan Yusuf Polatoğlu
Ozan Yusuf Polatoğlu

 

Uzun havalar derinden gelen derunî sesin misalidir. Titreşimleri ile dalga dalga uzadıkça duygunun, derdin, hüznün uzunluğunu yansıtır gibi olur…

Uzun hava Güney’de Güneydoğu’da başka bir renk alır yöresel yapısıyla bu havalara “Barak havası” demekteyiz. Barak havalarına açılmak uzun havada, uzun yollara düşürür bizi.

Kara dağın boz yılanı

Gelir dolanı dolanı

diye başlar da dolanı dolanı ses dalgaları sarar bölgeyi.

 

Yine bir  başka barak havası

Geze geze yüreğime dert oldu

Ağlaya ağlaya gözlerime kan doldu

 

diye  ses verir.

 

Baraklarda bölgesel olarak “Döne” ismi çok geçer:

 

Dönem oturmuş da taşın üstüne

Saçlarını da dökmüş kaşın üstüne

Dönem ne dedinse de başım üstüne..

            (..)

Mutsuzlukların yanık ifadesi olmak da baraklarda saklıdır:

Seni seven de sevmesini bilmemiş

Çok ağlamış da göz yaşını silmemiş

..

Ne çare ne çare ne çare

Sen güzelsin de seni seven biçare

            (…)

 

Ve “Bir ay doğar ilk akşamdan geceden”farklı bir türkü olduğu gibi, ilk kıtası ile, meşhur “Beymayıl” barak havası olarak da okunur:

 

Bir ay doğdu da ilk akşamdan geceden

Aman şavkı vurdu da pencereden bacadan

Uykusuz mu kaldın Beymayıl’ım dünkü geceden


Uyan Beymayıl’ım uyan da gadan ben alam

Seni Yaradan’a da Beymayıl’ım gurban ben olam


Mayıl ne yatarsın Korku Dağı’nda

Aman bülbülller öter de seher çağında

Gel seyran edelim de Beymayıl’ım da baba bağında


Uyan Beymayıl’ım uyan da gadan ben alam

Seni Yaradan’a da Beymayıl’ım gurban ben olam

 

 

 

Barak yanıklığı bir de ağıt tema’sı ile kaynaşınca daha bir hüzün yüklenirler:

Aman yine ne geldi de garip başıma

Kan karıştı gözlerimin yaşına

Aman garip yazın mezarımın taşına

Dünyada murada ermemiş deyin…

            (…)

 

Barak havası deyince illa ki Ezo gelin en başta akla gelmelidir. Ve Ezo gelinin bölgede hatta ülkeler arası bir hazin hikayesi vardır. Asıl adı Zöhre’dir, 1909’ da Antep-Oğuzeli- Uruş köyünde dünyaya gelir. Kaynaklar dillere destan güzelliğinden bahsederler. İlkin Halep yakınlarındaki akrabaları Ezo’yu oğullarına isterler. Bu gerçekleşmez. Ezo yakın Beledin köyünden biriyle evlenir. Bu evlilik bir yıl sürer. Sonrasında altı sene dul olarak bekler. Sayısız talipleri olur bu arada. Fakat altı yıl sonra en başta mümkün olmayan evlilik gerçekleşir ve Halep yakınlarında Cerablus’taki akrabalarına gelin gider. Bu evlilik uzun yıllar sürer, lakin doğal bir özlem ötesi Antep hasretinin Ezo gelini çok etkilediği söylenir. Aradaki ziyaretler bu özlemi dindirmez.

Köyünden heybesinde toprak götürdüğü dahi söylenir. Sık sık Bozhöyük ismi verilen yüksek tepeye çıkıp Türkiye’ye doğru baktığını şahitleri söylerler. Zaten şartlar da değişmiş sınırlar, denetimler eskiye göre zorlaşmıştır. Bu zaman içinde ince hastalığa (verem) yakalanır. Bunun sebebini bu ayrılık acısına, bu hasrete bağlayan tahminler vardır. Yakalandığı ince hastalıktan kurtulamaz 1956 yılında yağmurlu bir sonbahar akşamında vefat eder. Hastalığı boyunca özlemini dile getirdiği ve vasiyet ettiği gibi Antep’i gören o en yüksek tepeye defnedilir.

Bütün bölgeye mal olan bu hüzün hikayesi istikametinde Suriye ve Türkiye kültür bakanlıklarının gündemine gelir konu. Nihayet 1999 yılında mezarı doğduğu köye nakledilir. Hüzünlü Anadolu öykülerinden biri daha ses katar türkü rüzgârlarına..

 

Ezo gelin benim olsaydın seni vermezdim feleğe

Güzel yosmam başın için salma beni dileğe

Annen huridir sen benzersin meleğe


Neneyle neneyle bahtı karam neneyle

Çık suriye dağları’na da bizim ele el eyle


Ezo gelin çık Suriye dağlarının başına

Gören vursun kemerinin kaşına

Bizi kınayanların bu ayrılık gelsin başına

 

Neneyle neneyle bahtı karam neneyle

Çık suriye dağları’na da bizim ele el eyle

 

Tıpkı Ezo gelinde olduğu gibi, Haylo gelin de Suriye’ye gelin gitmiştir. Bu da bir baraktır artık:

Haylo gelin seni verdiler de Halep iline

Halep kurban olsun senin gibi geline

(…)

 

Bin bir “renk” dolu türkülerin farklı bir “ahenk” halidir Barak türküleri. Barak havaları, kaygı hüzün, merak havaları…